Blog

İlişkideki monotonluğu kırmak için tatile çıkmanız gerekmiyor

· 3 dk okuma

Akşam eve geliyorsunuz, yemek yeniyor, dizi açılıyor, biriniz telefona bakarken öbürünüz uyukluyor. Ertesi gün aynısı. Kimse kimseye kötü bir şey yapmıyor ama ilişkinin üstüne ince bir toz tabakası çökmüş gibi.

Tomurcuk'u kuranlardan Ege, uzak mesafe döneminde en çok neyi özlediğini anlatırken bunu çok iyi özetliyor:

Uzun ilişkilerde yorucu olan, günlerin birbirine benzemesi.

Bu cümle uzak mesafeye özgü değil. Aynı evde yaşayan çiftler de günlerin birbirine benzediği o yere varıyor, hem de çoğu zaman fark etmeden.

Rahatlık ile sıkılmak aynı şey değil

Önce rutinin hakkını verelim. Birinin akşam ne zaman geleceğini bilmek, kahveyi nasıl içtiğini bilmek, pazar sabahının nasıl geçeceğini bilmek güven verir. Uzun bir ilişkinin en güzel yanlarından biri bu tahmin edilebilirlik.

Sıkılmak başka bir şey. Yeni hiçbir şeyin olmadığı, konuşmaların "bugün nasıldı"dan öteye geçmediği, birbirinizi zaten bildiğinizi varsaydığınız an. İnsan sevdiği kişiyi çoğu zaman tanıdığından emin olduğu için merak etmeyi bırakır. Oysa o kişi her yıl biraz değişir.

Sıkılmanın sonradan çıkan faturası

Araştırmacılar bu konuyu ciddiye almış. Detroit'te 123 evli çifti yıllarca izleyen bir çalışmada, evliliğin yedinci yılında "evliliğimiz tekdüzeleşti" diyenlerin dokuz yıl sonra evliliklerinden daha az memnun oldukları görülmüş (çalışma). Sıkılmak, o an küçük bir şikayet gibi dursa da, yakınlığı yavaş yavaş aşındırıyor.

Bunun tersini gösteren deneyler de var. Psikolog Arthur Aron ve ekibi 2000'de yayımlanan çalışmalarında çiftleri laboratuvara çağırıp bir kısmına yeni ve hafif heyecanlı bir görev vermiş: bilek ve ayak bileklerinden birbirlerine bağlanıp, dizlerinin üstünde, aralarındaki yastığı ellerini, kollarını ve dişlerini kullanmadan taşıyarak parkuru bir dakikadan kısa sürede geçmeye çalışmak. Diğer çiftler sıkıcı, sakin bir görev yapmış. Garip ve biraz komik görevi birlikte yapan çiftler, sonrasında ilişkilerinden daha memnun olduklarını söylemiş (çalışma).

Aron bunu "kendini genişletme" fikriyle açıklıyor. İnsan, yeni şeyler yaşamasına ve büyümesine aracı olan ilişkilere daha sıkı bağlanıyor. Yeni bir şeyi birlikte yaşadığınızda o yenilik hissi biraz da birbirinize siniyor.

Tatil şart değil

İyi haber de burada. Rutini kırmak için Kapadokya'da balona binmeniz gerekmiyor; yeni ve biraz zorlayıcı bir şeyi birlikte yapmak yetiyor.

Hiç gitmediğiniz bir semtte yürümek. İkinizin de hiç yapmadığı bir yemeği denemek, muhtemelen batırmak. Bir dans dersi, bir masa oyunu, bir yürüyüş rotası. Sırayla seçmek de işe yarıyor: bu hafta biri, gelecek hafta öbürü, şartı da daha önce birlikte yapılmamış olması.

Konuşmalar da bir tür rutin. Aynı soruları sormaya devam ederseniz aynı cevapları alırsınız. Bir akşam yeni bir soruyla başlamak, bildiğinizi sandığınız birinin bilmediğiniz bir yanını açabiliyor. Sevgiliye sorulacak 40 soru yazımızı bunun için hazırladık.

Sıkıldığını nasıl söylersin

"Sıkıldım" demek, "senden sıkıldım" demek değil, ama öyle duyulması çok kolay. O yüzden cümleyi birlikte kurun: "Son zamanlarda hep aynı şeyleri yapıyoruz, bir şeyleri değiştirelim mi?" Böyle kurulunca cümle bir davete dönüşüyor.

Bazen de sıkıntının kaynağı hayatın kendisi oluyor: iş, yorgunluk, şehir. İlişki o sıkıntının en kolay görülen yeri olduğu için suçu üstleniyor. Bunu ayırt etmek, gereksiz bir krizi önleyebiliyor.

Bu haftaki soru

Tomurcuk'un soru bankasından, konuya tam uyan bir tane: "En son hangi yeni şeyi deneyip 'iyi ki denemişim' dedin?" Cevap bir yemekse, bu hafta onu birlikte yapın. Bir yerse, takvime yazın.